Bu soru beni hep güldürür. Dinleyin, Adam Sandler’ın oynadığı Anger Management adlı bir film vardır- Türkçeye “Öfke Denetimi” gibi bir adla çevrilmesi gerekirken, “Asabiyim Ben” adıyla çevrilmişti. Tanrım, kapitalistler sinema filmlerinin isimlerini bile götlerinden uydurarak çevirme hakkını kendilerinde görüyorlar! İşte devrim için bir gerekçe daha!- Seyredenler bilirler, Dave (Sandler) anlık patlayan öfkesini dizginlemek için bir psikiyatristin grup terapisine katılır. Dave’in sinirbozucu psikiyatristini oynayan Jack Nicholson, kutsal soruyu hastasına hemen sorar.

DR: Evet Dave. Bize kendinden bahset. Kimsin sen?
Dave: (yavaşça) Pekala. Ben... ünlü bir evcil hayvan ürünleri firmasında müdür yardımcısıyım...
DR: Dave bize ne yaptığından bahsetmeni istemiyorum. Bize kim olduğundan bahset.
Dave: (halen yavaş) ... Ha tamam... Ben oldukça iyihuylu bir adamımdır.... Arasıra tenis oynamayı severim...
DR: Hobilerinden de bahsetmene gerek yok Dave. Çok basit: Sadece kim olduğunu anlat.
Dave: (Kafası karışık) Şey ben... Belki siz bana iyi bir cevabın nasıl olacağına dair örnek verebilirsiniz. Sizin cevabınız ne olurdu?
DR: Sana kim olduğunu bizim mi söylememizi bekliyorsun?
(gülüşmeler, Dave hariç)
Dave: Hayır sadece... (baştan alır) Ben... uysal, yumuşakbaşlı bir adamım. Arada sırada kararsız kaldığım olur ama...
DR: Dave bize karakterini anlatıyorsun. Ben sadece kim olduğunu bilmek istiyorum?
Dave: O zaman ne bok söylememi bekliyorsun!?!
DR: .... Kalsın Dave. Sanırım artık bir fikrimiz var.
Evet işte böyle. Size İstanbul’da yaşadığımı, 2007 yılı itibariyle yirmibeş yaşında olduğumu, tembelin teki olduğumu, Guy Ritchie filmlerini sevdiğimi ve sonra DSİP üyesi olduğumu, devrimci bir marksist olduğumu ve hayatıma giren her konuda politik olarak söyleyecek bir çift lafım olduğunu söyleyeceğim. Bazılarınız da bunun “kim olduğum” sorusunun cevabı olmadığını düşünecek. Çünkü sanata, sinemaya, FRP’ye, müziğe, felsefeye, bilime, ekonomiye vs. politikanın asla “bulaşmaması” gerektiğini, ve bütün bunların birbirinden apayrı şeyler olduğunu düşünüyor olacaklar. Ama Dave gibi ben de, kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım, yukarıdakilerin hepsine referans yapmadan size kim olduğumu anlatamam. Her seferinde politik görüşümü özenle ayıklamaya çalışarak, “bulaştırmamaya” kasarak size sevdiğim bir espriye neden katıla katıla güldüğümü, neden bazı insan davranışlarını domuzluk olarak gördüğümü veya neden bazı durumlarda yusuf yusuf olup tabanları yağladığımı açıklayamam. Bu böyle.
Şimdi kim olduğum hakkında az da olsa bir fikriniz var sanırım. Eğer bu azıcık tanışıklık karşısında gardınızı indirebileceğinizi düşünüyorsanız o zaman günlüğümde anlattıklarım belki ilginizi çekebilir. Eğer ikna olmadınız ise, en güzel kısmına şimdi geliyoruz: E banane!

DR: Evet Dave. Bize kendinden bahset. Kimsin sen?
Dave: (yavaşça) Pekala. Ben... ünlü bir evcil hayvan ürünleri firmasında müdür yardımcısıyım...
DR: Dave bize ne yaptığından bahsetmeni istemiyorum. Bize kim olduğundan bahset.
Dave: (halen yavaş) ... Ha tamam... Ben oldukça iyihuylu bir adamımdır.... Arasıra tenis oynamayı severim...
DR: Hobilerinden de bahsetmene gerek yok Dave. Çok basit: Sadece kim olduğunu anlat.
Dave: (Kafası karışık) Şey ben... Belki siz bana iyi bir cevabın nasıl olacağına dair örnek verebilirsiniz. Sizin cevabınız ne olurdu?
DR: Sana kim olduğunu bizim mi söylememizi bekliyorsun?
(gülüşmeler, Dave hariç)
Dave: Hayır sadece... (baştan alır) Ben... uysal, yumuşakbaşlı bir adamım. Arada sırada kararsız kaldığım olur ama...
DR: Dave bize karakterini anlatıyorsun. Ben sadece kim olduğunu bilmek istiyorum?
Dave: O zaman ne bok söylememi bekliyorsun!?!
DR: .... Kalsın Dave. Sanırım artık bir fikrimiz var.
Evet işte böyle. Size İstanbul’da yaşadığımı, 2007 yılı itibariyle yirmibeş yaşında olduğumu, tembelin teki olduğumu, Guy Ritchie filmlerini sevdiğimi ve sonra DSİP üyesi olduğumu, devrimci bir marksist olduğumu ve hayatıma giren her konuda politik olarak söyleyecek bir çift lafım olduğunu söyleyeceğim. Bazılarınız da bunun “kim olduğum” sorusunun cevabı olmadığını düşünecek. Çünkü sanata, sinemaya, FRP’ye, müziğe, felsefeye, bilime, ekonomiye vs. politikanın asla “bulaşmaması” gerektiğini, ve bütün bunların birbirinden apayrı şeyler olduğunu düşünüyor olacaklar. Ama Dave gibi ben de, kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım, yukarıdakilerin hepsine referans yapmadan size kim olduğumu anlatamam. Her seferinde politik görüşümü özenle ayıklamaya çalışarak, “bulaştırmamaya” kasarak size sevdiğim bir espriye neden katıla katıla güldüğümü, neden bazı insan davranışlarını domuzluk olarak gördüğümü veya neden bazı durumlarda yusuf yusuf olup tabanları yağladığımı açıklayamam. Bu böyle.
Şimdi kim olduğum hakkında az da olsa bir fikriniz var sanırım. Eğer bu azıcık tanışıklık karşısında gardınızı indirebileceğinizi düşünüyorsanız o zaman günlüğümde anlattıklarım belki ilginizi çekebilir. Eğer ikna olmadınız ise, en güzel kısmına şimdi geliyoruz: E banane!
1 yorum:
Sonunda yayınlamaya karar verdin demek blog sayfanı. :) Hayırlı olsun.
Yorum Gönder