Uzun bir aradan sonra ancak şimdi bilgisayarın başına oturabildim. Bugün 2007 yılının son günü diye yılbaşının önemi hakkında bir şey yazmamı beklemiyorsunuzdur umarım. Benazir Butto’nun öldürülmesi olayı, Kuzey Irak’da devam eden savaş, “İş olmazsa, aş olmaaaz” diyen Fırat Boru reklamı varken dışarıda, benim gibi harbi delikanlı bir politik gündemcinin yılbaşından bahsetmesi biraz ayıp kaçar. Ama hadi kutlu olsun be!
Şimdi herşeyden önce, önceden verilmiş bir sözü tutmalı, yorumlar bölümünde yazılarıma gelen eleştirilere nazır bir cevap dillendirmeli. Bir soru. Bir klişe. Neden yazıyorum? Blog yazmaya başladığımdan beri şöyle konuşmalar gerçekleşiyor arkadaşlarımla aramda.
Ard: Selam n’aber? Bir blog yazmaya başladım kendime. Google’dan “tembel gezegen” yaz çıkar karşına.
Dost: Tembel gezegen mi, tamam. Blog ne demek?
Ard: İnternet günlüğü gibi bir şey.
Dost: Günlük mü? Neden günlüğünü okumamızı istiyorsun peki?
Ard: Çünkü tam da günlük değil, daha çok şunun bunun hakkındaki düşüncelerim falan.
Dost: İyi de böyle bir şeyi kaç kişi okur ki?
Size yalan söylemeyeceğim, ben okumazdım. Ama bir noktayı açıklığa kavuşturalım. Bu herkese açık bir blog, bu şekilde tasarlandı ve evet herkese ulaşma gibi bir derdi var. Şu anki ziyaretçi sirkülasyonunun İnternet Mahir veya Jena Jameson’un siteleri kadar yüksek olmadığının farkındayım. -Gerçi sanırım hiçbir zaman Jena Jameson’un ratingine ulaşamayacak, ama konumuz bu değil.- Şu an sadece yakın çevremdeki insanların okuduklarını ve sadece kendilerinin blog hakkındaki yorumlarını iletme zahmetine katlandıklarının da farkındayım. Bunun için onlara minnettarım. Eleştirileri benim için çok önemli. –Bok önemli. Lanet olsun neden biriniz de güzel bir şey yazmaz!-
Ama konu bu da değil. Bu blogun yazılmasının temelde iki sebebi var. Birincisi günlük hayata ilişkin geri planda kalmış, gözden kaçan veya kaçırıldığı şüphesi uyandıran küçük ama önemli şeyleri diğer insanlarla paylaşma isteği. Sürekli aynı şeyleri yazdığımı düşünenler ile sürekli yazacak yeni konular arayışı içinde kastırdığım kanaatinde olan arkadaşlarımın üzerinde anlaşacaklarına inandığım nokta budur sanırım. İncik cıncık konuları yok-artık-oha yerlere bağlıyor olmam. Politik bir dünyada yaşıyoruz. Politik olanın kaynağı bende değil yani. Ve dünyamızdaki egemen sistemin kapitalizm olduğu yargısında bulunmak için benim gibi sosyalist olmanız da gerekmiyor sanırım. Ancak kapitalizmin bir kere egemen sistem olduğu kabul edildi mi, bu egemenliğin etkilerinin günlük hayatın “incik cıncık” detaylarına işlemeyeceğini düşünmek ne derece mantıklı?
Bakın bu blogu yazıyorum çünkü kapitalizmin hiçbir zaman sadece kapitalizm olmadığı gibi tuhaf bir inanca sahibim. Özel mülkiyet temelli alt yapı ilişkileri bize asla sadece yol, su, elektrik olarak geri dönmüyor. Sevdiğiniz dizinin son on saniyesi öncesi gözünüze sokulan yirmi dakikalık reklam kuşağı oluyor, Sibel Can’ın dekoltesi oluyor, 19.99 YTL’lik fiyat etiketi oluyor, yanınızda taşımanız gereken iki ayrı cep telefonu oluyor, benzine yüzde yirmi zam gelirken aldığınız yüzde beşlik zam oluyor, size az su içmenizi salık veren çevre bakanı oluyor, Vadaaaaa oluyor, hızlandırılmış tren oluyor, milliyetçilik oluyor, doğa düşmanlığı oluyor, homo-fobi oluyor, ondan da öte savaş oluyor, katliam oluyor.... Ben de kendi hin yöntemlerimle hemen karşıma çıkan ıvır zıvır karın ağrısını bildiğim yegane bağlama oturtuyorum: EVREKA! İŞTE DEVRİM İÇİN BİR NEDEN DAHA!
Blogu yazıyor olmamın ikinci nedeni çok daha bencil bir sebep: çünkü yazmak istiyorum tamam mı! Çünkü entellik hoşuma gidiyor tamam mı! Yazdıkça kafamın içinde uçuşan saçmalıklar dirlik düzen kazanıyor, mantıklı bir dizge haline geliyor ve aktarılabilecek bir bütüne, bir yargıya dönüşüyor. Yazmanın okumak gibi pedagojik bir yanı var. Sizi belli bir ölçüde adam ediyor. Ama siz tabi bunu bir itiraf olarak kabul edin ve sakın okurlara ihtiyacım olmadığı fikrine falan kapılmayın. O kadar da uzun boylu değil yani!
Ben yerel enteliniz, ben sanal devrimciniz, şimdi sokağa iniyorum. Bakın 19 Ocak’ta Hrant Dink anması olacak İstanbul’da, Agos gazetesinin önünde. Siz de gelsenize, eylem sonrası konuşur kahve içeriz. Siz de yazılarımı neden beğenmediğinizi yüzüme söylersiniz! He he... Buluşma detaylarını durde.org adresinden öğrenebilirsiniz.
Söylemeden olmazdı, Ankara’dan İrem hepimizin yeni yılını kutluyor, ve ekliyor:
"2008 herkesi güldürsün!
DEVRİM’e bir yıl daha yakınız ....
sevgiler
başka bir dünya mümkün!"
...Amin İrem'cim, amin :)
Pazartesi, Aralık 31, 2007
Bir Klişe: Neden Yazıyorum?
Gönderen:
Tembel Ard
zaman:
12:10
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder