Hayatın bir film estetiğine sahip olması gerektiğine dair yazılar, temenniler gözüme çarpıyor arada sırada. Belki yüzleşilmemiş bir fantezi bu ama haklı bir fantezi aynı zamanda. Estetik görkemle çevrelenmeyi kim istemez ki. Fanteziler bertaraf değil tatmin edilmesi gereken şeylerdir. Ne kadar çocukça, ne kadar sıradışı, ne kadar olanaksız görünürse görünsün her insan beklentilerini gerçekleştirmeyi hakedecek kadar değerlidir.
Fakat her fantezi ancak yüzleşildiği zaman doğru bir eksene oturabilir. “Film gibi yaşamak” doğru bir özlemi yansıtmakla beraber, bu özleme tersinden yaklaşan bir talep. Sıkıcılığı, banalliği, uyuzluğu hayatın içinde yok sayarak, bunların üzerinden atlayarak hayatı bir hikaye formuna sokamazsınız. Estetiği sadece görkemle inşa edemezsiniz. Aksi takdirde sürekli ayna karşısında gülüşünü kontrol eden, her adımını hesaplayarak karizmasını ayakta tutmaya çalışan, gözlerini kısarak arkada bir fon müziği çaldığını hayal eden, daha çok lise çağlarında etkisi altında olduğunuz o zoraki ve eğreti durum estetiğine bel bağlarsınız.
Evet müzik hayata dairdir ama “Music is the soundtrack of our lives.” demek saçmadır. Türkçesi ise saçmalığı daha da belli eder: “Müzik hayatımızın film müziğidir.” Estetik kandan, çamurdan, terden, boktan ve boktanlıktan, tökezlemekten, dil sürçmesinden, göt olmaktan sonra, ve ancak bunların içinden geçerek, “zorunluluğun” içinden geçerek kazanılır. Ve her hikaye bunlarla anlatılır.
Hatta bir tespit yapmama izin verin, nacizane görüşüm, bu aynı zamanda, marksizmin hayata dair algısını anarşizmden, liberalizmden veya kantçılıktan üstün tutan yaklaşım farkı olabilir mi? Belki de.
Tarih devam ediyor, her zaman devam ediyor. Ve tarih elbette bir gün şu an fısıltıyla anlattığı hikayeyi, haklıların hikayesini, tüm görkemiyle anlatacaktır. Bundan şüphe etmiyorum. Fakat tarih soyut birşey değil, bizlerin yaptıklarından oluşuyor. Ve haklıların hikayesi ancak haklılar kazandığı zaman anlatılabilir hale gelir. Estetik ise bu esnada hep bizimledir. Belki fısıltıyla, belki tökezleyerek, belki banallikle. Ama bunun moralinizi bozmasına izin vermeyin. Bütün bunları kahramanın dibe vurduğu filmin orta sahneleri olarak düşünün. Ve sonra bir mısır almaya gidin. Tuvalete falan gidin. Döndüğünüzde ise kendinize şunu sorun:
“Evet... nerede kalmıştık?”
Pazartesi, Şubat 04, 2008
Hayatın Estetiği
Gönderen:
Tembel Ard
zaman:
11:11
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
Marksizm,liberalizm ya da bunlar gibi özelde farklı hedef ve yolları,genelde aynı kökü,düşünce sistemi ve planı olan -izmlerin estetizm ile ilişkilendirilmesi öncelikle bu -izmlerin kendisi ile çelişmesi demektir.Zira bu izmler hayatı iki tarih arasında geçen zaman ve bu zamanda yapılanlar ile sınırlı görür.Estetizm ise anın değelenmesi kadar zamanlar ötesi bir iyileştirme çabasıdır.Mesela Rodin'in heykelleri ya da Monet'nin tabloları gibi.
Hayatı estetize etme çabasına gelirsek,bu;dediğiniz gibi tökezledikten sonra toparlanmakla,battıktan sonra çıkmakla,yaralandıktan sonra iyileşmekle mümkün olur.Hayatın estetiğinin sadece yüksek standartlar belirlemekle mümkün olmadığı,bu standartlara ulaşabilmek için yaşanacak düşüşlerin,dağılmaların,alt eidlmelerin ve sarsılmaların gerekliliğidir.
Ve son olaraj hayat asla bir film olmadı.Bu nedenle hayatta her "SON" mutlu değil...
"Zira bu izmler hayatı iki tarih arasında geçen zaman ve bu zamanda yapılanlar ile sınırlı görür.Estetizm ise anın değelenmesi kadar zamanlar ötesi bir iyileştirme çabasıdır." Bu doğru olabilir aslında. Ben bunu biraz düşüneyim. Katkı için teşekkürler :)
Yorum Gönder