Cuma, Şubat 01, 2008

Türbanın nesini savunacağız?





Bu sayfada sadece kendi yazılarıma yer vermek gibi bir ısrarım yok. Ama elbette özgün bir içerik sağlamak gibi bir derdim var. Aşağıda sosyalist isçi yazarı, Dur de! sözcüsü dostum Cengiz Alğan’ın yazısı var. Altına aynen imza atacağım bir yazıdır, bu yüzden sesine ortak olmakta yarar gördüm. Aksi görüşlü yazılar olursa da yayınlamak mutluluk verir. Misafir yazarlar her zaman kabulümüzdür. Laf aramızda pek demokratımdır.

Tembel Ard, Tembel Gezegen Haber, İstanbul. Evet söz sende Cengiz...

TÜRBANIN NESİNİ SAVUNACAĞIZ?

Yazan Cengiz Alğan

AKP ve MHP Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerini değiştirerek türban sorununu ‘çözme’ konusunda anlaşmış görünüyor. Varılan uzlaşmaya göre kamuda hizmet alan-hizmet veren ayrımı gözetilerek kriz bir biçimde çözülecek. Örneğin, üniversitelerde ders veren hocalar türban takamayacak ama derse giren, yani hizmeti alan öğrenci bu konuda serbest olacak. Yıllardır üniversite kapılarında süründürülen, inancından dolayı Kemalist ideolojinin dışladığı türbanlı kadınlar açısından olumlu bir gelişme bu. Ancak hem yetersiz hem de ikiyüzlüce bir uygulamaya benziyor.

Öncelikle, neden sadece hizmet alana özgürlük olsun ki? Bu özgürlük tanındıktan sonra, diyelim ki hukuk fakültesini kazanan bir türbanlı kadın, dört yıl boyunca okula girip derslerine devam edebilecek. Peki, mezun olduğunda hâkim ya da savcılık sınavlarını da kazanırsa ne olacak? Ya da siyasal bilgiler fakültesinden başı örtülü olarak mezun olan bir kadın kaymakam olmaya hak kazandığında ne olacak? Hizmet alan olmaktan çıkıp hizmet veren haline gelen başörtülü bir kadın bu durumda inançlarını mı değiştirecek? Elbette hayır.

Siyasal simgeler

CHP ve aynı dili kullanan herkes türbanın siyasi bir simge olduğunu, türbanlıların bunu bir tür üniforma olarak gördüğünü ve kullandığını iddia edip bu zeminden karşı çıkıyor. Türban türbanlıların bir kısmı için elbette siyasi bir simgedir. Ama bunda ne sakınca var? Biz sınırsız siyasal özgürlükten yana değil miyiz? Siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını savunmuyor muyuz? 1980 askeri darbesi sırasında partisi kapatılan Baykal (o zaman genel başkan değildi ama gene CHP’liydi) 1987’de yapılan “siyasi yasaklar kalksın mı?” referandumunda “hayır” oyu mu kullandı yoksa? Siyasal özgürlüklerden yana oy kullandıysa nalıncı keseri gibi hep kendine yontuyor demektir: Siyasi yasaklar bana uygulanınca itiraz ederim, hoşlanmadıklarıma uygulanınca desteklerim!

Sınırsız giyim-kuşam özgürlüğü

Türbana üniforma olduğu gerekçesiyle karşı çıkanlar ikinci bir konuda da sessiz kalıyor. Çocuklara ve gençlere ilk ve orta öğretimde daima üniforma giydirildi. Tutarlı bir özgürlük savunucusu özgürlüklerden yararlanacak kişiler arasında ayrım yapmaz. Giyim-kuşam özgürlüğünü herkes için ve her yer için savunur.

Erdoğan ve Bahçeli’nin uzlaşmaları da bu açıdan hatalı. Türbana kısmi bir özgürlük isterken geri kalan çok geniş yığınlar için (Türkiye’de okula üniformalarla giden yaklaşık 15 milyon insan var) böyle bir özgürlük talebini dile getirmiyorlar. Çünkü bu üniformalar devletin otoriter baskıcılığının, altını çizerek söylüyorum, siyasi simgesidir. Bu siyasi simgeyi korumaktan yanalar. Oysa 15 milyon çocuk ve gence sorsanız içlerinden bir Allahın kulu bile her gün tek tip giysilerle okula gitmek istediğini söylemez.

Bu konuda bir de yıllardır öne sürülen bir gerekçe var: Öğrenciler arasında gelir eşitsizliği var. Eğer herkes aynı üniformayı giymezse bu gelir eşitsizliği açığa çıkar ve yoksul öğrenciler mağdur olur. Bu tam bir kuyruklu yalan. Bir kere, yoksul öğrenciler yeni bir masrafa girerek üniforma almak zorunda kaldıkları için zaten mağdur oluyor. Oysa var olan giysileriyle okula gitseler üniforma parası ceplerinde kalacak. İkincisi, zengin ailelerin çocukları zaten yoksul ailelerin çocuklarıyla aynı okullara gitmiyor. Görece daha zengin çocuklarla aynı okulda okuyan öğrenciler arasındaki eşitsizliğin üzeri ise üniformayla örtülemiyor. Giyilen ayakkabılardan takılan saatlere, kullanılan çantalardan binilen okul servislerine kadar her şey bu eşitsizliği herkesin gözüne gözüne sokuyor. Hatta üniformaların kumaşı ve temizliği (çünkü parası olan bir de yedek üniforma alıyor ve biri kirlenince diğerini giyiyor) bile gelir farkını anlatıyor.

Hal böyleyken en tutarlı özgürlük savunuculuğu “türbana her yerde özgürlük ama aynı zamanda, herkese her yerde özgürlük” gibi bir slogan etrafında şekillenebilir. Geriye kalan her tutum özgürlükleri sadece bir kesim için savunmak anlamına gelir. Bu da ayrımcılığın dik alasıdır.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Bizim Üniveritenin kampüsü deniz kenarında. Madem türbana özgürlük var bende derse mayoyla girmek istiyorum kardeşim. bana niye özgürlük yok. Yada derse "Yaşasın Kapitalizm" yazılı t-shirt ile girmek istiyorum

Üniversitede dolaşırken cinsel organımı kaşımak istiyorum. Hatta bunu çıplak yapmak istiyorum. Kıllar mıllar meydanda olsun. Üniversitede çıplaklığa özgürlük istiyorum.

Şimdi. Toplumların bazı ahlaki ve kültürel değerleri vardır. Her yasak kanunda er almak zorunda değildir. Çıplak dolaşmak nasılki ahlaki değerlere ters bir durum ise, baş örtüsüyle dolaşmakta bir o kadar geri kafalılıktan başka bişey değildir.

Ayrıca başını islamiyetten dolayı örtenlere 2 sorum var.

1- Dininizde alkol yasak değilmi? Ozaman bundan sonra meyva yemeyin. Günah. Meyvaların çoğunun içinde alkol var çünkü.

2- İslam akıl mantık dini diyosunuz? Hangi mantık 9 yaşındaki bir çocuğu evlendirmeyi uygun bulabilir. Hz. Muhammed Hz.Ayşe ile evlenmiş. 9 yaşındaki bir kız ile sizin peygamberiniz evleniyor. Bunu mantıkla nasıl açıklarsınız?

İslamiyet başlı başına bir gericiliktir. Baş örtüsü de bunun bir parçasıysa bu özgürlük değildir.

Tembel Ard dedi ki...

Böyle saçma sapan saldırılara cevap vermemek lazım aslında ama anti-erdoğan dostumuz zahmet etmiş 2 tane önemli bilimsel tespitte bulunmuş.

O yüzden kendisine nazikçe siktir! diyoruz.

içtenlikle,
Ard

öküz perspektif dinlemez..! dedi ki...

türbanın siyasal simge olduğundan yola çıkarsak, sik kaşımak ya da "yaşasın kapitalizm" tişörtüyle girmekte ortak bir siyasetin simgesi olsa gerek. mücadelenizde başarılar!

Tembel Ard dedi ki...

ho hoooo :)) bu mücadeleyi filme çekip çekirdek çıtlata çıtlata seyretmek lazım.

nuruayn dedi ki...

Cengiz Alğan'ın yazısının;sırf tesettüre (evet tesettüe,türbana değil) saldırabilmek için laiklikten,eşitsiliğe kadar yığınla argümanın kullanılduığı bu süreçte -en azından- ferahlatıcı ve ümit verici olduğunu söyemek gerek.
Kişisel hak ve özgürlüklerin herhngi bi sebeple sadece bir sınıfa özrgü olduğunu iddia etmek,hatta daha da ileri giderek,bu meseleyi bir kast sistemi şeklinde değerlendirmek sadece tesettürlülerin değil,tesettürsüzlerin ve hertürlü -istler ve anti -istlerin ortak sorunudur.
En kötüsü ve yüzyıllardır kurtulunamayanı da bunun siyasal otorite ya da imtiyaz sahipleri tarafından yapılıyor olmasıdır.Bu neden başörtüsü yasağının kalkmasını savunmak yasaklar ve yasakçılar ile mücadele eden herkes için gereklidir.

NOT:anti erdoğana gelince,hala Hz.Muhammed (s.a.v)'in 9 yaşında bi kızla evlendiğini düşünüyosan,bi tavsiyem var;kafanı kumdan çıkar.İnanmak zorunda değilsin,evet;ama bayağılaşmak zorunda da değilsin.İster bi kitaptan,ister netten bunun böyle olmadığını rahatlıkla öğrenebilirsin.Tabii öğrenmek istersen...

Adsız dedi ki...

Anti erdoğanın yazısı biraz anti müslüman olmuş sanki ??? neyse

Vişne lekesi'nin iddası üzerine bende bir arştırma yaptım.

Mehmet AZİMLİ (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi) 'nin yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://meydan.3.forumer.com/index.php?showtopic=232

Ancak ben sizin için yazının sonuç kısmından 1-2 alıntı vermek istiyorum. Aşağıda:

"Hz. Aişe'nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı göstermektedir."

"Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe'nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6 dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir"

"Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır."

Tembel Ard dedi ki...

Hakancım, benim de bir ateist olduğumu bilirsin. Yukarıda alıntıladığın şeye inanmaya olan eğilimimin, yaratılış teorisine inanmaya olan eğilimimden daha yüksek olduğunu da. Fakat İslamiyet'in, genelinde de din inancının kendi içinde ne tür çelişkiler barındırdığına inanırsak inanalım, ortadaki sorunun bundan oldukça bağımsız bir toplumsal baskı olduğunu görüyor olmamız lazım. Ülkedeki seçkin zümre dindar kızların gericiliğin sembolü olduğuna, genelinde de İslamiyet'in modernliğe karşı bir tehdit olduğuna inanmamızı bekliyor. Aslında neyi neye karşı tehdit olarak algıladıkları çok açık. Türban ve dindarlığın daha yaygın olduğu toplumun alt kesimlerinin kendi kalıcı zenginliklerini tehdit etmelerinden korkuyorlar. CHP ve AKP seçmenlerinin satın alım güçlerini karşılaştırman bile yeterli olacaktır. Zenginlerin ve de orta sınıfın bu tepkisi Batı'da 11 Eylül'den sonra yeşeren Müslüman ve Doğu halkları karşıtı ırkçılıkla da örtüşüyor.

anti-erdoğan'ın yazısının anti-müslüman olduğu konusunda haklısın. Hatta biraz daha ileri götüreyim anti-laik bir yazı aynı zamanda. Eğer laiklik insanların dini inanışlarına veya inanmayışlarına saygı duymaksa durum bu.

Fakat tabi anti-erdoğan olmakta bir sorun yok. Hatta gerekli de. Erdoğan TÜSİAD'ın, IMF'nin, Bush'un ve modern kapitalizmde ölüm ve sömürü getiren ne varsa onun sadık bir hizmetçisi. Bu durumlarda bas bas anti-erdoğan olmak lazım. Fakat Erdoğan hasbel kader din özgürlüğü ve darbe karşıtlığı konusunda meydandaki tek adam kaldığında ise, bu durumda geçici de olsa onun yanında olmak lazım. Politikanın dinamiği daha durağan bir pozisyona izin vermiyor.

nuruayn dedi ki...

Hakan Tolgay beyefendiye teşekkürlerimle...

Öncelikle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Aişe'nin evlenmesi meselesinde,bazı kaynaklar Hz.Aişe'nin yaşının -sizin alıntıladığınız eserde olduğu gibi- küçük olduğu yönünde iken,bazı eserler ki bu genel inanışa ve kanıya uygun olması hasebi ile büyük olarak geçmektedir.
Her iki halde de konunun uzamanlarınca yeterli tahlil ve inceleme yapılmıştır.Kaldı ki benim anti erdoğan'a verdiğim cevapda bir yaş belirtimi değil,itiraf etmek gerekirse şaşkınlığın ve kızgınlığın getirdiği bir acelececilik yer almış.Bu özellikle bilmeyenler tarafından iyice dillendirildiği için ben de bazı eserler göz gezdirdim.BU meselede Hz.Aişe'nin yaşının küçük olduğu gerçeği daha müsbet görünmektedir.ANcak anti erdoğan -ya da aynı ağzı kullanan diğer herkesin- derdi üzüm yemek değil,bağcıyı dövmektir.Direkt olarak Peygamber Efendimiz'e yöneltilen ağır bir hakaret ve iftira söz konusudur.İnanmamakla nefret etmek arasındaki nüans işte burada açıkça ortay çıkmaktadır.Anti erdoğan başka herhangi biri İSlam dinine inanmak,Peygamber'ine (s.a.v.) bağlanmak,ritüellerine uygulamak,düşüncelerini benimsemek ve de hayatını bu yplda idame ettirmek zorunda değildir,ancak inanmama özgürlüğü hakaret etme özgürlüğünü içeremeyeceği gibi bu hakkı ve haddi de kimseye vermez.Yani burada anti erdoğana itiraz usuülden değil,esasdandır.

Bu konuda yazdığı yazısı ile beni araştırmaya sevkeden Hakan Tolgay Beyefendiye ve tembelard'a teşekkürlerimle.
(Konuşmayı bilen insanlarla aynı blogu paylaşıyor olmak güzel.)